GENÇ SANATÇILAR - KANATLARIMIN ALTINDA - Ahmet NurayGüzel sanatlarda eğitim almak istemiştim. Yeteneklerim yerine yaşam mücadelesinin gerektirdiği dalları tercih etmem gerekti diyen binlerce genç beyin gücüne yanıt.
Korkunun ecele faydası yok derler. Bilirsiniz.
Öfke ile kalkan zarar görür demişler eskiler.
Birbirine ters düştüğünü söylemelerine rağmen bu iki atasözünün, aslında birbirini tamamlayan unsurları içerdiğini söylemeliyim. Yani: Öfke yerine sağlıklı bir şekilde salim kafa ile konuları irdelemek gerekir. Yapılması gerekenler, yaşanan gerçekleri bir süzgeçten geçirip en olumlu kararları aldıktan sonra tatbik etmek için uygun ortamın gelişmesini beklemek.
Varmak istenilen hedef doğrultusunda fırsatlar önümüze çıktığında, kendi öz benliğimizden ödül vermeden fırsatları değerlendirmek için adım atmamız gerekebilir?
Fırsatlar. Ne demek oluyor? Fırsatlar.
Hepimizin yaşam boyunca karşımıza çıkan, ideallerimiz doğrultusunda geçerli olan fırsatlar.
Bir yaşam boyu olmak istediğimiz yerde olmaktan başka bir şey olmasa gerek.
Kendi özümüze aykırı olan fırsatlar da fırsat sayılabilir elbette.
Kendi öz varlığımıza hainlik yaparak elde edeceklerimiz, bizi anlık mutluluklara doğru taşıyabilir. Sonuç olarak, bir şeyleri kaybederek bir şeyler kazanmış olmak başarı değildir diye düşünüyorum. Karakterimize, yeteneklerimize aykırı fırsatların fırsat sayılmayacağını, aksine özünün kirleneceğinden kişilik bozukluğunun başlangıcı olacağını düşünüyorum ben, bu tür fırsatların adına: Al gülüm, ver gülüm derim. Ticari zihniyetin kişi karakterinin gelişimindeki rolü her zaman negatif yönde olmuştur. Mecburiyetlerin adına kader diyenlerden olmak yerine kaderi arayanlardan olmayı isterim.
Gerçek yaşam başarısı, özünden bir şeyler kaybetmeden kazanılandır. Beni anlayacak kadar duygusal bir dünyanın insanları için yazmaya ve hissettiklerimi paylaşmaya devam edeceğim anlaşılan.
Genç yaşta, hayatımızın en önemli kararlarını vermek durumunda kaldığımız lise sonrası eğitim için meslek seçmede atılacak son adım için ebeveynlerin istediklerini bir düşünelim.
Yetiştirdikleri çocukların hayatını, başkalarına muhtaç olmadan geçerli bir mesleğinin olmasını istemesinin sebeplerini bir düşünelim. Yaşadığımız tek dişi kalmış canavar, kapitalist sistemde yaratıcılığın para etmediğini bilen aile reislerinin, bizim için geçerli olmayan sanat dallarının yerine para kazanabileceğimiz bir mesleğin olmasını istemesinin altında yatan mecburiyetleri göz ardı etmeden düşünelim isterim.
Anladığım kadarı ile genç yaşta, gelişim rüzgârlarının ılık dalgalarının anlamını haklı nedenlerden dolayı unutan zihniyetlerin, genç beyinlerin neleri mutlu edeceğini genç beyinleri anlamak isteyenlerden başka kimsenin anlamayacağını söyleyebilirliyim.
Bazı makale satırlarında sizlere bahsettiğim gibi, bir zamanlar kanatlarımı söktüler. Ben buna rağmen ait olduğum gökyüzünde uçabilmek için, kanatlarımın tekrar büyümesini bekledim.
Kanatlarımla uçabilecek kadar bekledim. Kanatlarım biraz palazlandıktan sonra hemen ait olduğum Sanat yaşam dünyasına geri döndüm. Hani bir zamanlar bende bir genç beyin sahibi idim diye, konuya örnek olsun diye, kendi yaşam mücadelemden örnek vermek istedim. Biraz daha bu örneklemeye devam edebilirim isterseniz.
Amerika'da hem çalıştım, hem okula gittim. Aile parası ile değil. Kendi alın teri ile çalıştığım para ile Amerika'ya gittim. Biraz para biriktirdiğimde hemen okula, eğitimime devam ettim. Zaman geldi, parasızlık çektim. Aç kaldım. Eğitimime güçlükle devam ettim. Beni engelleyenler oldu bir ara. Sanatın mutluluk kavramından haberi bile olmayan kişilerin beni ideallerimden uzak tutmak için her türlü entrikalara yenik düştüğüm zaman dilimleri yaşadım. Duygu sömürüsü ile hayatımın olmazsa olmazlarından uzak kaldım. Ancak, ilk fırsatta sanatın vazgeçilmez cazibesine geri döndüm. Bir dünya insanı olarak, kendimi yetiştirmek adına hep okula gittim. Eğitildim, eğittim. Binlerce öğrenci yetiştirdim. Şimdi olmam gereken yerde miyim bilemiyorum. Oysa ben bir dünya sanatçısı olduğumu sanıyorum. Sanata değer verilmeyen bu ülkede mutlu olmanın yollarını bulduysam, bana verilen sahte değer için değil, yapmak istediklerimi yapabileceğim ortamımı kendim yaratabileceğime emin olmamın rahatlığıdır beni mutlu eden. Bazıları daha yolun başında şaşırmış kalmış, başarısızlığının sebeplerini bir başka etkenin sebep olduğundan dem vurmaya devam ederler.
Hayret doğrusu. Hayret ettiğim kendi hayat mücadelemin zorlukları değil. Amerika gibi yerde öğretmenlik yaparken, geceleri hamburger masalarını siliyordum. Aldığım maaş yetmiyordu. Atölyemin masrafları için gelirimi arttırmam gerekiyordu. Yaşamın vazgeçilmez gerekli masraflarını karşılamaya yeterli gelirim olmadığından herhangi bir şekilde üçüncü nitelikli işlerde çalışmak durumunda kaldığım zamanlar oldu. Sanatın gerekli olan malzemelerini temin etmek için ekstra iş olarak ne olursa olsun yaptım. Sanatın içinden ayrılmadan yaşamanın gerekliliğini yaptım. Dünya çapında sergilerin altına imzamı atıncaya kadar zorlu bir yolda adımlarımın boyu kadar yol aldım. Yüreğimdeki sanat aşkı çağlayan şelaleler kadar coşkulu idi. Ben bu coşkuyu hala sürdürebiliyorsam, aynı yolda yürüyen bazı benzerlerim gibi, yarınları sürprizlerle dolu genç şahsiyetlerin karamsarlığına akıl erdirmeyi anlayamıyorum. Mücadeleden kaçan kişilerin gerçek sanat anlayışının olmadığını söylersem bana kızmazlar umarım. Evim varken atölyemde sabahladığım günlerin sayısı, günümüz gençlerinin yaşından fazla.
Hala aynı tempo ile yaşayıp, mutlu olarak yaşıyorsam, tozlu, meşakkatli bir ortamın içinde emsallerimden fazla mutlu olabiliyorsam, senin, onun, onların yerine ben üzülüyorsam, basit yaşamımın içinde her gün sanatın türlü dallarında üretmeye devam edebiliyorsam, her üretken beynin benimkinden daha başarılı hayata laik olduğunu hissedebiliyorsam…
Yeter ki zorluklardan dolayı karamsarlığa kapılmayalım. Hep üretken olalım. Üretime devam edelim. Affınıza sığınarak Fırsat rüzgârlarını henüz yakalayamamış üretken gençlere seslenmek istiyorum. Her fırsatta elimizdeki kalemin tılsımlı gücünü kullanalım. Portre çizmek, şiir yazmak, makale nitelikli küçük öyküler yazmak. Üretmeye niyetli bir genç beyin sahibi olarak, elbette bunları yapabileceğimiz coşkuyla yaşamak istiyorsak. Bir yerlerden bulacağımız bir çamur yığınına şekil verebiliriz. Klasik olabilir. Soyut olabilir fark etmez. Nalbur dükkânından alabileceğimiz bir kilo alçıya biraz su karıştırıp, bir pet şişesine koyarak, sertleşince pet şişesini mutfaktaki bıçakla kesebiliriz. Evde bulunan bir kaşıkla şekillendirebiliriz. Bunları yapamıyorsanız, yapmıyorsanız sanatçı olarak yaşamak istemenin anlamı ne? Tabi bu söylediklerim, Sanatın olmazsa olmazlarını yaşamak isteyenler için geçerli olsa gerek.
Saygılarım, sanat rüzgârlarında kanat çırparken gökyüzünün mavi özgürlüğünün kıymetini bilenler için olsun.
Ahmet Nuray canı kadar değer verdiği genç sanatçı adayları için yazdı.
Sanat Eleştirmeni Ahmet Nuray
Kaynakça: http://www.ahmetnuray.com/fd_devam.asp?id=52 diğer resimleri görmek için tıklayınız
